20/11/2008 - VATANINI TERK EDENLER

Vatanını terk edip, yollara düşen, yürüdükçe kendini yitiren bir halkın çocuğu olduğum için mi terk ettin beni? Evet, evsiz ve yurtsuzum bin yıl sonra bile hala. Göçebe ve yüklü bir bulut gibi geziniyor yüreğim, savruk ve kimselerin umursamadığı. Oysa yeryüzünde ilk Çinli ya da ilk Arap görüldüğünden beri aynı iklimde üşür ya da terler onlar. Aynı sulardan içerler. Tarlalarındaki ekine ya da sudaki pirince gönül vermişlerdir onlar. Yüklü develerin sırtında taşırlar dünya nimetlerini. Bense hala atımın terkisinde ölüm ve yalnızlıkla giderim. Dörtnala koştururum atımı, çatladı ha çatlayacak terli hayvan. Oysa bir de bakarım aynı döngünün kısır noktasındayım. Uyuduğum hiçbir gecenin uyanamam sabahına. Avucuma aldığım su değildir dilime değen. Vatanını terk edenlerin ve yollara düşenlerin kızı olduğum için mi bir gölgeye benziyor tüm fotoğraflarım? Suratıma kapanan kapıların dibinde ağlıyorum. Dudaklarımda kurumuş iğreti tebessümden bile eser yok artık. Büyükannemden mi miras bana bu öfke ve merhamet? Ve ölesiye bir muhabbet… Vatanını terk edenlerin kızı olduğum için mi uyuduğum gecenin sabahı değildir uyandığım? Ve koynuna girdiğim adam değildir sabah yanımda bulduğum. Öptüğüm çocuk benim değildir, elini tuttuğum dostum değil, omzuna dayandığım başımı yasladığım taştır madem, sadece tutkudur sahici olan o halde. Kezzap gibi dağlayan; pişmanlık, tiksinti, bunaltı ve çürümedir ölümü unutturan, soru işaretlerini susturan. ...
|