kurşunkalem

19/11/2008 - KAYIP ARANIYOR

Kategori: okuduklarimdan

 

 

  Bazı kitaplar vardır ki bittiği zaman içinizi derin bir muhabbet, şükran ve hüzün kaplar. Sait Faik Abasıyanık’ın incecik bir romanı var elimde: “Kayıp Aranıyor”. Sadece 85 sayfa.Bir günde okunulabilecek kadar ince. Ama yazara karşı köklü bir tutku geliştirecek güçte bir kitap.600 sayfa yazıp da aslında hiçbir şey anlatmayan romanlardan sonra ilaç gibi, panzehir gibi, edebiyat aşkını, okuma sevdasını kamçılayan muhteşem bir eser.

 

  Sait Faik’in öykücülüğümüzün mihenk taşı olduğunu zaten biliriz. Yıllar önce öykülerini okuyup beğenmiştim, ama Kayıp Aranıyor kadar güçlü bir etki yaratmamıştı bende.Bunun nedeni de elbette ki benim hamlığımdı.

 

  Emekli konsolos Vildan Bey’in kızı, gazeteci Özdemir’in karısı, balıkçı Cemal’in aftosu Nevin’in yalnızca insan Nevin olduğunun bilincine varma serüveni ele alınmış kitapta. İnsan doğasını, iyilik ve kötülük kavramlarını öylesini büyük bir ustalıkla ele alıp gözler önüne sermiş ki yazarımız hayran olmamak elde değil. Roman yazılalı neredeyse 55 sene olmuş ama yazarın, insanlara ve topluma bakışı, içinde bulunduğumuz çağın bile çok ilerisinde.

 

  Yalnızca edebiyat meraklılarının değil sosyoloji ve psikoloji ile uğraşanlarında okuması gereken bir kitap. Anlatım zenginliği ve yazarın dil konusunda ki ustalığına hiç değinmiyorum bile. Aşağıya aldığım iki alıntı konuşsun artık ben susayım:

 

  “Hiçbir insana kin, hiçbir insana tiksinti duyamamıştı. Kızdığı, konuşmadığı, sevmediği insanlar elbette olmuştu. Ama kimseden iğrenmemişti. İğrenilecek bazı şeylere kızmakla yetinmişti. Bazı sahtekâr, riyakâr insanların namuslu numarasıyla orospuları, karısı veya kocası tarafından aldatılmışları, ahlaksızları görünce küçümser ve iğrenir gibi haller takındıklarını görünce pek kızardı.

   İğrenir görünenlerden çoğu o nevi insanlardan bin defa daha aşağılıktır. Riyakârlık aşağılığın son haddidir. Sahiden iyi insanlar, kötüler hakkında laf söylemezlerdi. Belki sevmezlerdi. Kızarlardı ama onu bile belli etmezlerdi. Kendi anlayışına uymayan insanlardan yaptıklarının kötü şey olduğunu bile bile zaruret, mukavemetsiz bir arzu, bir huy, bir hırs, bir iradesizlik, bir intibaksızlık yahut da bizim kötülük bildiğimiz bir başka düşünce, başka tabiat, başka ahlak, başka yaradılış, başka ilcalarca çoğunluğa benzemeyenler-kusursuzlar- ancak kusursuzluğu bin bir tehlikeden sonra kazanmışlar kızmakta haklı olabilirlerdi. Düşünülünce onların bile pek hakkı yoktu. Belki de kötüler, kötülüklerinde haklıydılar. Yaşamak için fena insan olmakla yine yaşamak veya ölmek için iyi insan olmak arasındaki fark ya bir iman, ya bir riya farkıdır. İmanı kaldırıverin iyi adam pişman olan adamdır. Riyayı kaldırırsanız mesele yoktur, kötüler hemen saflarına iyiyi alıverirler. Önemli olan kötülüğü iyilikle beraber ortadan kaldırmaktır. O zaman insanlık denilen şey kafasını kaldırır: “durun bakalım” der bizde varız. Onun, insanlığın terazisi içinde teker teker tartılan kıymetler ancak kötülüğün silahlarını düşmanca değil dostça, elinden alır. Ancak böylece iyiler ve iyilik dünya yüzünde manasını bulur, masallardaki gibi yüzyıllarda muammer olur.Yoksa…”

 

“ ‘oldu bi kere’, deseydi,  ‘ ne yapalım?Sen bana aynı şeyi yapsaydın affederdim.Hem affetmek de n’oluyor? Elbette ki önce deli gibi olurdum. Belki de seni döverdim, öldürürdüm. Ne bileyim bir şeyler yapardım. Yahut da senin yaptığın gibi yapardım. Basar giderdim. Ama sonra düşünür taşınır, bu işi bu kadar faciaya almamın tek sebebinin başkalarının hakkımda düşünecekleri olduğunu anlardım. Bu bana vız gelmeliydi. Seni, kendimi, insanların hakkımızdaki fikirlerini değil, biyolojiyi,aslımız olan garip hayvanı,arzuları,insanı birbirine iten saniyelik dayanılmaz harikulade bir arzuyu…Bu arzu değil midir ki bizi birbirimize itiyor; ondan sonra durmadan yutkunuyoruz;Hani kusmamak için yudum yudum buz yutturulan hastalara dönüyoruz. Her hoşlandığımız insanı gördükçe – her zaman değil elbet- ama sahiden dayanılmaz bir istek, yahut da merhamete benzer bir şey, ne bileyim korkunç bir dostluk; geriye döndüğümüz zaman, yutkuna yutkuna, buz yuta yuta susturduğumuz arzuların doğurduğu arzusuzluklar, hastalıklar, sinirlikler hatta delilikler duyacağımız…Böyle saatlerce düşünüp sana dönerdim’ deseydi.”

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

kurşun kalemle yazıyorum,silinip gitsin isterse.kalıcı olmaya çalışmak gülünç geliyor bana.ellerimizden akıp gidiyor yaşamlar,yaşadığımızı sanıyoruz bir müddet,oysa geriye kalan yalnızca yanılsama...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Uluer Aydoğdu
kahkaha
tehlikelioyunlar
toplumvetarih
Blogcu Yardım
sanategitimi
Kitap Özeti
erguvanlar
ticaretliseliyiz
neksi
yaziodasi
kenanyucel
frederichnietzsche
ajitasyonbaharlar
sonsuzruh
insancayasamak
perihanbaykal
systemfailed
tiananmenian
albatrosunguncesi
gladiox
vengisu
herseyzor
unutmadefteri
romankitapozetleri