kurşunkalem

25/1/2009 - KADINLARI ÖLDÜRÜYORLAR

Kategori: guncel _gundem

 

 

 

Kadınları öldürüyorlar birer birer. Kadınları öldürüyorlar doğurdukları çocukların gözleri önünde. Bıçaklıyorlar kadınları. Kanlarını akıtıyorlar. Hangi tanrıya adanmış bir kurban. Akan kan kimi temizleyecek. Sevip okşadığınızı öpüp kokladığınız tenleri keskin bıçaklar ile aralarken, fışkıran kanı alnınıza mı sürüyorsunuz? Kadınları öldürüyorlar, kendi yaşamını kurmak istedi, boşandı diye. Başka birine âşık oldu diye. Her gün Türkiye’nin değişik illerinde ölen kadınların fotoğrafları düşüyor ajanslara. Ne güzel bakıyorlar yarına, inançla. Nasıl yetiştiriyor anneler bu ülkede erkek çocuklarını, nasıl da sahipleniyorlar bir başka insanı. Bir kediniz eviniz arabanız olabilir. Ama bir insana sahip olamazsınız. Evlendiğiniz bir kadın sizinle olmak istemiyor diye, yeni bir yaşam kurma arzusu ile sizden ayrıldı diye nasıl da kıyıyorsunuz onların canlarına. Azrail’i utandıran bir vahşetle bıçağı o sıcacık tenlere batırırken içinizde büyüttüğünüz öfkeyle birer caniye dönüşüyorsunuz. Temizlediğiniz namus mu? Kabullenemediğiniz bir kadının kendisine yeni bir yaşam kurabileceği gerçeği mi?

 

Kadınları öldürüyorlar birer birer. Kendi mülklerinde gördükleri ve kullanma hakkı sadece kendilerine ait bir eşya gibi düşündükleri için. Kendi güçsüzlüklerini ve korkaklıklarını, ilkellik ve hoyratlıklarını gizlemek için öldürüyorlar kadınları. Sevdikleri için, namusları için, konu komşu için, kahvehane arkadaşları için öldürüyorlar.

 

O kadınlar ki belki de ölümü göze alarak çıktılar bu yola, ‘hayır’dediler. Yeni bir yol, yeni bir yaşam olmalı. Ölümü göze alarak özgür olmaya çalıştılar. Korkmuyordu onlar. Tüm kadınlar bilir ki en kötü ihtimal ölümdür. Ve bu esaretten iyiyidir.

 

Ölümden korkmayan cesur kadınlar her biriniz için ağlıyor yüreğim, öfke duyuyorum katiliniz olan koca müsveddelerine. İnsan olmayı beceremeyen caniler sizin yaşantınıza son verirken, çocuklarınızı annesiz bırakırken, köleliğin devamına dair vahşice bir gayret içindeler. Ama artık kadınlar köleliğe başkaldırıyor. Onlar kendi yaşamları ve bedenleri üzerinde tasarruf haklarını dilediği gibi kullanmak istiyorlar. Bunun için ölümü göze alarak size HAYIR diyorlar. Sizlerle yaşamak ölümden bile kötü anlayın bunu.

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/7/2008 - 2 temmuzun düşündürdükleri

Kategori: guncel _gundem

 

Devlet aygıtı, insanların daha güvenlikli ve daha mutlu bir yaşama kavuşması hedefi ile ortaya çıktığına göre ve geride bıraktığımız yüzyılda bu konuda çok büyük gelişmeler kat edildiği ileri sürüldüğüne göre, devletin en temel görevi;tüm vatandaşlarının tam bir eşitlik içinde can ve mal güvenliğinin sağlanmasıdır.

 

Bu ülkede yaşayan tüm vatandaşlar etnik köken, mezhep, siyasal inanç, cinsel kimlik gibi farklar gözetilmeden eşit konumdadır ve birinci sınıf muameleyi hak etmektedir.

 

Bu gerçekler çoğu kişi tarafından onaylanıyorsa madem, tarihimizde bunca kırmızı leke neden var? İpe sapa gelmez bahanelerle yüzlerce insanımız can verdi bu ülkede.Bireyler psikolojilerini korumak adına geçmişlerindeki olumsuzlukları unutma davranışına meyledebilir. Ancak toplumların böyle bir lüksü yoktur, olmamalı. Bu ülke Çorum,  Maraş, Sivas olaylarını unutmamalı.Unutulmasına izin vermemeli.Gençlere anlatmalı, aktarmalı ,bu olayların kökenleri üniversitelerin sosyoloji kürsülerinde araştırılmalı.Bu konuları işleyen sinema ve tv filmleri çekilmeli.İnsanları bunca vahşete, kıyıcılığa, kan dökücülüğe sevk eden güdü nedir?Bunu bulmalı uzmanlar.Ortalık uzmandan geçilmediğine göre yapabilecek birileri olmalı.Üstelik cesurca doğruları açıklayabilmeli.

 

Bugün 2 Temmuz bazı illerde anma gösterileri düzenlenecek,  basın açıklamaları yapılacak. Kamuoyunun dikkatini çekecek benzer cümleler yıllardan beri söyleniyor. Unutturmamak adına söylemeye devam etmek gerekiyor.

 

Sivas olayları bu ülke tarihinde yer alan en utanılası, en keder verici, en hunharca olaylardan biridir.Benzerleri daha önce de yaşandı.Benzer olayların tekrarlanmaması için ,insanların bilinçaltlarında canavar büyütmemek gerekiyor.Kin ve nefretle beslenen bilinçaltı canavarları buldukları ilk fırsatta dişlerini mazlumun boğazına geçiriveriyor.Bu koşullar altında güvenlik duygusu ile yaşanılabileceğini sanmıyorum.Birilerinin bilinçaltlarında beslenen canavarlar birilerinin bilinçaltında korkuya paranoyaya dönüşüyor.Bunca olaya bakınca bunu anlamakta hiç kimse zorluk çekmez sanırım.

 

Madımak Oteli kebapçı olmuş. Orada can veren insanların hala dinmeyen çığlıklarına nasıl da kulak tıkayabiliyorlar. Kültür bakanı açıklamasında malum mekanın çiçekçi kitapevi v.s olmasını istediğini söylüyor. Bu konuda girişimleri devam ediyormuş.Kime girişecek bilmiyorum ama orası bir müze olmalı .Öyle bir müze ki,yıllardan beri kanı dökülen mazlum vatandaşların fotoğraflarının, kişisel eşya ve öykülerinin yer aldığı,müzeyi gezen herkesin utanç ve azap içinde kıvranmasını sağlayacak,ben neden bu kadar duyarsızım dedirtecek, gençlere bu vahşeti öğretecek bir müze…Toplumun suratına patlayan tokat gibi bir müze…

 

Diyanet işleri başkanı Alevilerin dinsel özgürlüğünün sağlanması halinde yeni bir dinin ortaya çıkacağını söylüyor.Bu cümleden yol çıkıldığında bakış açılarında ki mutlaklık göze çarpıyor.Egemen bakış açısına göre Alevilik hoş görülmesi gereken bir sapkınlık.Oysa Aleviliği bir mezhep ve yaşam biçimi olarak benimseyen insanların istedikleri gibi yaşayabilmeleri gerekiyor.Her hoşgörü içinde birazda horgüyü barındırıyor sanki.Egemen çevrelerin anlaması gereken şudur;insanlar istedikleri din, mezhep yada ibadet biçimini seçmekte özgürdür.Bu ülkeye vergi veren alevi yurttaşların özgürce ibadethane açabilmeleri, çocuklarına kendi inançları doğrultusunda eğitim aldırmaları kadar olağan bir şey olamaz.Diyanet işleri başkanlığı insanlara nasıl inanıp ibadet edeceğini dayatan bir kurum olamaz.

 

Bu ülkenin insanları hepimizin üzerine kan sıçradı, hepimizin elleri kanlı.Yarın üç temmuz Sivas’ı unutacak mısınız?

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/4/2008 - HÜSEYİN ÜZMEZ ;KİMİ ÜZER KİMİ ÜZMEZ?

Kategori: guncel _gundem

İnsanların birlikte yaşama deneyimleri sonucunda ortaya çıkan kurallar ve tutumlar ,süreç içinde, kesin kalıplarla belirlenmiş ve netlik kazanmış gibi algılanıyor bazılarınca.Oysa insan davranışları ,hiçbir kalıba sığmayacağı gibi hiçbir kuralla da sınırlandırılamıyor.Bazı arkadaşlarımın şöyle bir tezi var; “iman sahibi olmak, insanı ahlaklı kılar”. “Allah’dan korkusu ,kuldan utanması olmayandan her şey beklenir.” der annemde.Annem diyebilir ;o 60 yaşına yaklaşmış ,okul yüzü görmemiş bir kadındır.Onun yaşantısında ki kurallar nettir.Kesindir.Ancak; eğitimli, okuyan, yazan ,düşünen genç arkadaşlarımın ahlakı sorgulamadan,ahlak kavramına neden gerek duyulduğunu anlamadan ve bu kavramın içerdiği göreceliliği fark etmeden ahkam kesmeleri, onların derin hayal kırıklıkları yaşamalarına neden oluyor…Sanıyorlar ki; inanılan bir din,bir dava,bir ideoloji, insanları, toplumun kötü olarak adlandırdığı,yasakladığı ,günah saydığı davranışlardan uzak tutmaya yeterlidir.Bu tezden yola çıkarsak eğer; suç sayılan davranışları yaşama geçirmiş insanların  Tanrıya inanmayan,dinden imandan bihaber kişiler olması gerekir.Ancak böyle olmadığını hepimiz biliyoruz.

 

İnsan kişiliği ;okyanusların en derin yerlerinden daha derin ve karmaşık,kara deliklerden daha karanlık yanlar barındırıyor…İnsan pencerede ki cam kadar duru –saydam- basit…Bu camın oluşumu kadar mucizevi,gizemli.Karmaşık…İnsan;ilkel olanı ve gelişmişi aynı bünyede barındıran.Özgürlüğe tutkun ve köle olmaya meyilli…Boyun eğmek isteyen ve tüm yasakları bir çırpıda delip geçecek kadar gözü kara…

 

Hüseyin Üzmez olayı günceli hareketlendirdi bu günlerde…Ben bu zatın yazdığı gazeteyi,savunduğu görüşleri gündeme getirmeyeceğim.Ayrıca herkese ahlak dersi verenler ne haldedir demiyorum…İşin bu boyutu,barındırdığı çelişki beni çok ilgilendirmiyor açıkçası.Olay, komplo gibi de görünmüyor…Anlamaya çalışıyorum.Bulduğum oldukça ilginç bir insan.Her daim bakımlı,şık giyinmeyi seven,nüktedan,sivri dilli,cesur çıkışları olan bir maceraperest.Oldukça farklı bir kişilik…H.Ü. yaşlandıkça ilgi duyduğu kadınların yaşları gençleşiyor.Ters orantı var görüldüğü gibi.Ya da diyalektiğe göre zıtların birliği yasası…H.Ü. yaşlanıyor;biyolojik olarak ölüme yaklaşıyor ,bunun farkında olan adam genç kızlara ilgi gösteriyor…Dokunduğu her genç tende belki de ölüme yaşlılığa meydan okuyor…Bu şekilde yaşam sevgisini,yaşama ve gençliğe olan ölümcül tutkusunu tatmin ediyor…Elbette ki Hüseyin Üzmez inançlı biri,dava adamı…Davası ve inancı onu durdurmaya yetmiyor…Daha öncede yetmedi,sonrada yetmeyecek…Olaylar ,mekanlar, kişiler değişecek…Ama bu türden olaylar bitmeyecek…İnsanlar içgüdülerine boyun eğmeye devam edecek;bu yüzden cinayetler işlenecek,yuvalar yıkılacak,çocuklar anasız babasız kalacak…Dedikodu kazanı kaynayacak…Birileri damgalanıp toplum dışına itilecek…Birileri cehennem ateşi ile yüz yüze gelip çıldıracak…Vicdanın verdiği ceza cehennemden ağır gelecek ve yaşamına son verecek birileri.Rezil rüsva olacak…Ama bitmeyecek bu tür olaylar…Tarih boyunca hep vardı…İnsanlık tarihi kadar eskidir ;insanın hazza yönelik arayışı,çılgınca tutumları…Taş kesilenlerin öyküleri,yok olan kavimler,tufan…Hiçbiri engel olamıyor insanın içindeki denetleyemediği hayvana…Ne cehennemin yakıcılığı,ne ölümün nefesi,ne cezaevinin küf kokusu...

 

Şaşırmadım, hep oldu bu tarz olaylar,hiç kimse için “o böyle bir şeyi asla yapmaz” demiyorum zaten.Herkes her şeyi yapabilecek genetik ,sosyal ya da psikolojik bir şifre ile donanmış bence… İşin ahlaki yanı ile ilgilenmiyorum şu anda… Maddi durumu kötü olan bir ailenin göz yumduğu bir taciz bu… İşte bu açıdan bakıldığında sosyal yönü yaralayıcı… Küçük yaşta böylesine yıkıcı bir olay yaşayan genç kızın psikolojisi beni daha çok ilgilendiriyor.Onun için ;sadece bu olayı atlatabilmesini ve sağlam adımlarla yaşam yolculuğunda ilerleyebilmesini dilemek geliyor elimden…

Hüseyin Üzmez İslami kesimin Bukovski’si olabilir gibi geliyor bana… Bazıları Bukovski’ye haksızlık etme  diyebilir ama o da “pis bir moruk” ne de olsa…

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/4/2008 - AYAKTAKIMIYIZ BİZ

Kategori: guncel _gundem

 

 

Biz ayak takımıyız evet, utanmıyoruz bundan gurur da duymuyoruz. Ayak takımıyız biz! Dedemiz ne Evkaf Vekaletinden emekli ne de post üzerinde oturup ney üflemeyi bilirdi. Ayak takımıyız biz. Asil değil duygularımız, kibar değiliz doğuştan, inceliklerden uzağız, küfür de edebiliriz rahatlıkla. Bıçakla kesmeden somun ekmeği ellerimizle parçalayıp afiyetle yiyebiliriz.Aynı tabaktan ,yer sofralarında yedik yemeklerimizi,sofra bezlerine sildik ağzımızı.Eve giren kesekağıtlarından okuduk gazeteleri.Güncelden hep sonradan haberimiz oluyorsa biraz da bu yüzden.Kitaplar kütüphaneler yoktu evlerimizde.Duvarlara asılmış tablolarda,kuyruklu piyano ne gezer güldürmeyin beni,bağlamayı bile görmedik çevremizde.Oyuncaklarımızı kilden ve tahtadan kendimiz yaptık.Güzel şeylerin başkalarında olmasına alışmış çocuk yüreklerimiz çok erken öğrenmişti istememeyi,işte bu yüzden ayaktakımıyız biz.Ne utandık yoksulluğumuzdan ne yerindik.Ne kibirlendik bununla.Biz ayaktakımıyız,bileğimizin gücü ile kazanmaya çalıştık ekmek parasını,alın terimizle.Kimseden bir şey istememek adına kenarda kaldık çoğu kez,evet kesinlikle ayaktakımıyız biz.Boyun eğmedik kimseye.Satılığa çıkarmadık kişiliğimizi,koltuklarla mevkilerle değişmedik ilkelerimizi, işte tam da bu yüzden ayaktakımıyız.

Sizler gibi ne olduğu belli olmayanlardan değiliz çok şükür, katlarımız yatlarımız yok. Çocuklarımız Amerika’da okumuyorlar. Faizsiz kurumlarda yatan paralarımızda yok çok şükür, faizde yatan paralarımız olmadığı gibi.Değiştik artık demiyoruz sizler gibi,biz hep aynı biziz.Eskiden de ayaktakımıydık, tıpkı şimdi olduğumuz gibi.

Gizli emeller beslemiyoruz, köprüyü geçene kadar hiçbir ayıya dayı da demedik ,işte bununla öğünüyoruz haklı olarak.Bal tutmadık ki parmağımızı yalayalım.Kesinlikle ayaktakımıyız biz.”Baş olmaya heveslenirse eğer ayaklar” diyor birileri…Çok kötü olurmuş…Sizlerin baş olduğu bir yerde baş olmak ne haddimize.Halimizden memnunuz biz…Sizin gibilerle,menfaatlerini ulvi amaçlar gibi allayıp pullayıp satanlarla nasıl bir ortaklığımız olabilir ki.Bizler ;ayaktakımı yani,çok rahatız böyle.

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/4/2008 - PİPPA BACCA

Kategori: guncel _gundem

 

PİPPA BACCA'NIN ANISINA...

ÇOK ÜZGÜNÜM...

 

Ertem Eğilmez’in son filmi Arabesk geldi aklıma ; Müjde Ar yol sormak için bir kahvehaneye girer ve “İstanbul’a nerden gidilir ağalar” der…Adamların hepsi kemerlerine davranarak “gösterelim anam” derler…Bu sahne komikti komik olmasına ama içinde barındırdığı gerçek gülünecek gibi değil.Aksine trajediler yaratacak cinsten.Herkesin medyadan takip ettiği kayıp İtalyan sanatçı ölü olarak bulundu, elbette tecavüz de edilmişti…Kadınla ilgili ilk haberler basına yansıdığında hepimiz anlamıştık sanıırm bu korkunç sonu,o kadar çok örnek gördük ki buna benzeyen:Gaziantep’de kaldığı otelde öldürülen Japon turist kızı bulmak için gelen acılı aileyi…Antalya’da tecavüze uğrayan turistleri…

 

Bizler, bu ülkenin kadınları ,korku kültürü ile büyütülürüz …”Tanımadığın insanlardan bir şey alma,onlarla konuşma,kimsenin arabasına binme”…Bizler, bu ülkenin kadınları ,karanlık bastırmadan sokaklardan evlerimize telaşlı adımlarla dönmeyi öğreniriz ilkin…Herkes bilir ki bu ülkede kadının yaşı da yoktur adının olmadığı gibi.Delikli boncuk yerde kalmaz derler halk arasında.Amiyane bir tabirdir bu.Ama bir o kadar da gerçektir.

 

Pippa Bacca’yı düşünüyorum, beyaz gelinliği ile barış mesajları taşıyacak ve otostop yaparak bu ülkeyi geçerek İsrail’e doğru uzanacaktı. Duyarlı bir kadın sanatçı…Düşlerinin peşinden cesurca yola çıkmış 33 yaşında…Oysa o bilmez ki bu ülkede düşleri katletmekle yetinmez insanlar sadece,düşleri katledenler ,bedenleri de katleder ve sonra da  hiçbir şey olmamış gibi maktulün cep telefonun alarak kendi sim kartlarını takarlar.Nasıl bir vicdandır bu,bazı kadınların hayır deme hakkı olmadığına inanırlar.Hayır dedikleri zaman ölümü hak etmiştir.O telefonu kullanırken Pippa Bacca’nın boğazını sıkan parmaklar tuşlara dokunacaktı…Ölürken korku ile bakan gözler ,ormanda çürüyen ceset katilin yakasına yapışmaz mı?

 

Tüm dünya kadınları bilsin ki,bu ülkede otostop çekilmez,bu ülkede karanlıkta yalnız gezilmez,bu ülkede erkeklere güvenilmez.Bu ülkede namuslu kadınlar vardır…Birde tecavüzü hak edenler…Ama bastırılmış libido o kadar şaşırır ki yönünü,80 yaşındakine de tecavüz eder 65 yaşındakine de…Ajanslara düşen şu haberi de okudunuz biliyorum : “30 yaşında evli ve iki çocuklu vatandaş 65 yaşında ve yalnız yaşayan komşusuna tecavüz etti,sonrada kadının emekli maaşını çekti”…Benzer iki olay,ikisinde de tecavüz ve hırsızlık.Ancak ikinci olayda ki zanlı yinede çok vicdanlı,öldürmediği için.

Cinselliğin yadsınması mı, bastırılması mı, tabu gibi sunulması mı?Medyanın körüklediği aç nefislerin denetlenemezliğinin sonu nereye varacak?Cinselliğin gönüllülük esasına dayanması gerektiğini,bir kadın hayır diyorsa bunu gerçekten hayır anlamına geldiğini ne zaman anlayacak erkekler.Ve ne zaman giyinişini yada tavırlarını davetkar buldukları için evet sırf bunun için kadınlara tecavüz edip öldürmekten vazgeçecekler…Hep öğündüğümüz Türk konuk severliğinin tanımı değişti galiba.Bazıları kızacak bu yazıyı okuyunca tüm erkekleri yada ülkeyi karaladığımı iddia edecekler.Duyarlı kadın erkek tüm yurttaşları tenzih etmekle birlikte bir kadın olarak o kadar öfkeliyim ki ,yanlışlık nerdeyse düşünülüp çare bulunması gerektiğine inanıyorum.Çocuklarımız yetiştirirken,özellikle erkek çocuklarını,hakim olan gibi değil,sahip olan gibi değil,insan gibi yetiştirmeye gayret edelim…Saygı duymayı bilen…

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/4/2008 - ANNE CİNAYETLERİ ÜZERİNE SESSİZ KONUŞMALAR

Kategori: guncel _gundem

 

Peş peşe iki cinayet haberi ile tüm ülke irkildi,ikisinde de kız çocukları annelerini öldürmüştü.Bilerek ,isteyerek,kasıtlı olarak.İki olayda maktul ve zanlıların anne kız olmak dışında pek ortak noktası yok gibi görünüyor.Birde zanlıların psikolojik sorunları olduğu öne sürülüyor.Kim bilir?

 

Bir kız annesini neden öldürür?Buna kim yanıt verebilir?Hem anne hem de evlat olan bir kadından daha iyi kim yanıt verebilir ki?Olayların nedenleri sonuçları farklılıklar gösterebilir elbette.Ancak anne kız ilişkisinde eksik /yanlış olan nedir?Bu sorunun yanıtı aranabilir.Ya da “Ne yaptı bu anneler?” de kızlarını kendilerinin katilleri haline getirdiler?Ne psikoloji nede sosyoloji bilimi ile akademik bir ilgim olmamasına karşın bu sorunun yanıtını bildiğimi düşünüyorum.Kendimizden yola çıkarız elbette ilkin,kendimizden ve çevremizde gördüğümüz örneklerden.Anne kız çocuğu ilişkisi oldukça çetin bir probleme benzer çoğu kez ,çözümü bulabilmek için ne kadar uğraşırsan uğraş o mutlu anı yakalayamazsın.Elbette bu durumlar her anne ve kız için geçerli değil.Çok iyi anlaşan arkadaş olmayı başaran ikililer de vardır elbet.Onlar bu yazının kapsamı dışındalar.

 

Bizde anne olmak doğurduğun çocuğa sahip olduğun gibi bir anlama gelir çoğu kez,dünyaya gelmesine aracılık ettiği bedenin,o bedende gelişen duygu ve sezgi dünyasının tek egemeni olmaya çalışır anne bazen de baba.Çocuğun gideceği yol anne tarafından belirlenmiştir,ne giyeceği,saçlarının şekli,hangi okulda eğitim alacağı,hangi mesleği seçeceği,kimlerle arkadaşlık edeceği...Anne en iyi bilendir.Anne her şeyi görendir;çocuk düşünmesin anne onun yerine düşünür,çocuk yürümesin anne onun yerine yürür,çocuk düşmesin anne onun yerine düşer/kalkar v.s.,v.s.

 

Annenin başaramadığı her işi kızı başarmalıdır. “Annenin çektiklerini çekmesin” adına kızın önüne konulan engeller dizi dizi...Anne bazen de kendisi gibi olmasını ister kızının; yemek yaparken,dikiş dikerken,sınavlara girerken,durumların  önemi yok...

 

Annenin başardığı ama kızın başaramadığı her durum kız için eleştiri konusudur.Anne hor görmeye eğilimlidir kızını.Arada rekabet güdüsü mü vardır acaba?Kadınların arasında içgüdüsel olarak var olan, yaratılıştan bile daha önce olduğundan şüphe duyduğum rekabet  anne ve kızı nasıl ıskalar ki?Kız annesinden daha güzel yaptığı her yemek için gurur duyar gizlice,anne kızından daha zayıf olduğu için ve kardeş sanıldıkları için kibirlidir.Kız annenin malıdır mülküdür.Kendi kararlarını verme noktasında haklarından yoksundur.Yaptığı yanlışlar unutulmaz,eksik yanları hoş görülmez...Kız annenin güzelliği,başarısı hamaratlığı altında ezilir. “Kenarına bak bezini anasına bak kızını al” sözü doğrulanmalıdır.Ancak anneler bakılan olmak ister ama geçilen olmak istemez.İşte bu gibi durumlarda anne kız için engel,rakip,nefret edilen,tutsaklığın nedeni,olumsuzlukların odağında ki insan oluverir.

 

Kızlar annelerini sevmez mi peki ya da anneler kızlarını?Sever elbette...Ancak yurdumda sevgi,hükümranlık kurmak ve sahip olmak kavramları ile eş tutulduğu için sevginin sınırları çizilemez.Sevginin nefretle nasıl da kol kola olduğu unutulur.Karşılıklı hastalıklı ve tahakküm eden sevgilerin nasılda nefrete,hatta cinayete dönüşebileceği göz ardı edilir.Oysa sevdiği için öldürmüyor mu birileri,paylaşmak istemediği için,kıskandığı için.İnsanı mülk gibi gördüğü için.Her bireyin özgün ve özgür olduğu /olmak istediği/gerçeği görülmek istenmez.Bir örnek davranış ve tutumlar beklenir evlatlardan...Çocukluğumuzda belleklerimize kazının hiç bir işe yaramadığımız inancı,yada özgüven eksikliği hiç bir şekilde kapanmayacak yaralar açıyor ne yazık ki.

 

İki örnek olayda kızların ruhi dengesinin bozuk olduğu ileri sürülüyor.Ola ki doğru...Bu durumda annelerin payı var mı onu merak ediyorum açıkçası.Öldürülen anneleri tanımıyorum,onlar için çok üzüldüğümü belirtmeliyim,ama öldüren içinde aynı derecede üzgünüm.Belki örnek olaylardaki anneler mükemmeldi,kızlarına karşı müşfik ve merhametliydi,adildi.Bu gerçeği de yadsımıyorum.Ancak şunu unutmamak gerekiyor:doğurduğumuz çocuklar bize ait değil,biz onların yaşama hazırlanması için rehberiz sadece,kişiliklerini özgürce geliştirebilmeleri için imkanlar sunmalıyız onlara...Hatalarına karşı affedici olmalıyız,eleştirirken ruhta tahribata yol açacak ifadelerden kaçınmalıyız,affedici ve anlayışlı olmalıyız.Başkalarının ne dediği ne düşündüğü değil önemli olan...Kendini tanıyan,yeteneklerinin ve özelliklerinin farkında olan çocuklar yetiştirmemiz gerekiyor her şeyden önce.Kendini değerli hisseden,annesini rakip ya da düşman gibi algılamayan gençler çok daha sağlıklı yaşamlar sürecektir bundan eminim...Her annede bulunan müşfik yan ile tüm yaralar sarılıp sarmalanır,sevgimizi göstermekten kaçınmamalıyız çocuklarımıza.Biliyorum ki kaç yaşına gelirse gelsin bir evlat ailesi tarafından sevildiğini,değer gördüğünü,onaylandığını bilmek istiyor.Sadece davranışlarımızla değil sözlerimizle de bunu göstermeliyiz.

 

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

kurşun kalemle yazıyorum,silinip gitsin isterse.kalıcı olmaya çalışmak gülünç geliyor bana.ellerimizden akıp gidiyor yaşamlar,yaşadığımızı sanıyoruz bir müddet,oysa geriye kalan yalnızca yanılsama...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Uluer Aydoğdu
kahkaha
tehlikelioyunlar
Blogcu Yardım
sanategitimi
limon ekşi
erguvanlar
ticaretliseliyiz
neksi
yaziodasi
kenanyucel
frederichnietzsche
ajitasyonbaharlar
sonsuzruh
insancayasamak
perihanbaykal
systemfailed
tiananmenian
albatrosunguncesi
gladiox
vengisu
herseyzor
unutmadefteri
romankitapozetleri