kurşunkalem

13/4/2009 - esrik cıvıltı

Kategori: denemeler


Ah delibaşım, çıkmayan avazım. Ah sessizliğim, rezilliğim. Ah susmalarım konuşmalarım. Ah kadın yanımın yarısı. Ah masumluğum, kandırılmaya ve kandırmaya müsait yanlarım. Ah tetikte, ayrıntı düşkünü, tanımadığım kadın. Ah bana hiç acımayanlar ve hiç acımadıklarım. Canını yakıp kanını tattıklarım. Kanımı içip derimi dövenler. Örs diye bellediğiniz yüreğimdir. Örs diye bellediğim yürekleriniz. Ne çetrefilli bir iş yaşamak, nasıl da düz, nasılda yokuş. Nasıl fırtınalı ve nasıl dingin. Delişmen bir ırmak maviş. Ne kaynağı belli,ne mecrası,ne macerası.Hangi denize dökülecek, dökülürken boğulacak olan kim?Belki buharlaşıp kuruyacak hiçbir denize ulaşmadan.Sevdiklerime liman olamadım ,sevdiklerim liman olamadı bana.Deniz feneri sandığım yalnızca yanılsama.Fener yok deniz baki.
 
Kendini sevmediğini ne zaman anladın. Sevgiyi sevmediğini. Saklayıp unuttukların, söyleyip uyuttukların. Unuttum sanıp da bir bir geçmişin karanlık dehlizlerinden geri gelen hayaletlere benzeyen anı süprüntüleri. Dramatik bir son nasılda yakışırdı boz bulanık tenine. Gülmeyi unuttun mu, içten bir gülüşü, yüreğine yaklaşan bir sevinci? "Gülme; dış deride beliren bir tepkidir" mi diyor Stendhal? Yüreklerimizi örs belleyip döveli beri unuttuk insanca bir tepkiyi.
 
 Merhamete sarınmak isterdim soğuk kış gecelerinde. Merhametle sarılsın bana gecenin kolları. Gizli saklı kalmadan aramızda, sevişmek ve konuşmadan anlayabilmek içinden geçenleri,aklını okuyabilmek. Tamam olması her şeyin. Doyması karnımın, susuzluktan kuruyan dudaklarımın yeşermesi.Yeryüzüne uzanan bir duyargaya dönüşmesi tenimdeki tüylerin . Sonsuz bir aşk yatağında döllemek yeniden kendimi. Çiçek açmak, polenlerimi savurmak. Yumurtalarımı bırakıp maviliklere beklemek seni. Yumurtalarımı döllediğin suyunda yeni bir yaşamın başladığına tanık olmak. Arap yarımadasına düşmüş Adem ve Havva. Utanmayı öğrenmemiş, incire gerek duymayan. Lilith'i kıskanmayan. Ellerin gibi olmalı denizler,ellerini gibi.Saçlarım değerken kaburgalarına,saçlarım sırtını tanırken,yüzümü değdirdiğim yanağında yeryüzünün yüreğini duyumsamak çarpan kalbini öpmek,kalp atışlarını duyuran her hücreye dokunabilmek. Duyargalarımla tanımak yeryüzünü ve seni,içini ve dışını.Hazzın serin yer altında da ilerlediğimiz kayığın sallantısına bırakarak kendimizi, damlayan suların sesini dinlediğimizi düşün. Sarkıtların arasında üşüdüğümüzü serinlik ve karanlığın keskinleştirdiği duyularımızla dünyayı algıladığımız düşün.
 
Kireç taşındaki eğrelti otu izinin dibinde diz çöktüğüm bir yer vardır elbet. Gittiğim ve dönmediğim, sustuğum konuştuğum. Yalanla gerçeği karıştırdığım, deliliğimi akıl sandığım, akıl sandığımın meğerse delilik olduğu. İçgüdüleri ile yaşayan bir hayvandan farkımın olmadığı. Ağlayan bir kanguru varsa eğer o benim işte. Kuru otlardan oluşan, eğrelti otlarının gölgelediği, saman yatakta doğurduğum döllediğin yaşamdır. Döllediğin umutsuzluk gözyaşı, esrik müjde. Ölümün sesi, soluk beniz, ağlayan genç kızlar, nefret ettiğim kadınlar, iğdiş edildiğim o sunakta hesap soranlar. Nefret ettiğim kadınlar. En sevdiklerimde. İpek tenleriniz vardır sizin,diri göğüsleriniz. Sarı saçlarınız ışıktır. Mavi gözleriniz deniz,yalanlarınız okyanus.çok sevdiğim dostum olan kadınlar,pişirdiğimi yiyen,saçlarını dizme yayan,dost bildiklerim, şarap diye kadehlerde kederimizi kahkaha ile harmanlayıp içtiğimiz kadınlar gerçekten sevdiğim sizlersiniz.
 
Kedi suskusu ile beklediğim,tırnaklarımı ete geçirmek için içimin gıdıklandığı anlar oldu çokça.Dudaklarımı kapatmak istediğim ağzın değildi aslında ,yaralarına yaralarımı kapatmak istedim.En çok neyi sevdim,yaranı belki,yaranın büyüklüğü ölçüsünde sevgim büyüdü.Beni tanıyacağını biliyordum aslında.Gözlerime bakınca. Oysa solgun ve kederli bir yüz yakışırdı bunca bıkkınlığa. Gözlerimden neşe fışkırırken, sesim arzu ile çatallaşıp bedenimi ve ruhumu teslim ettiğim damarlarımdan akıp gelen bin yıllık kösnü tozu ile tutuştuğum gecelerde kendini dölleyen bir çiçeğe dönüştüm. Yalnızca derin yalnızlık yeni bir uçurum bitmeyen bir uğultu buldum sabahları yorgun kalktığım yatağımda. Uyumak ve uyanmadan geçsin bütün geceler ve gündüzler diledim.Beni unutsaydı keşke insanlar.Adımı,yüzümü,dudaklarımın bıraktığı tadı,tenimin verdiği hazzı. Baküs rahibeleri gibi adanmışlığımı. Kıvrıldığım köşemde anlam veremediğim anları sayarak sonsuz bir boşlukta tükenseydim.
 
Ne zaman yanmaya başladı bu ateş, söndüğü zaman fırtına mı kopacak yeryüzünü yıkıp yok edecek. Ya da sadece kendimi. Oysa kapandığım tekkede apak giysiler içinde serin bir taşa alnımı dayayıp özlemeyi unutarak sönebilseydim. Damarlarımda akan ,atalarımdan miras kösnü sadece sevgimin yansıması. Sevdiğim tüm kadınlara ve adamlara dokunmak hak gibi geliyor bana. Tenlerinin haritasını çizmek, kapanan göz kapaklarının üzerine,soğuk terler döken avuç içlerine öpücükten izler bırakmak. Saçlarını parmaklarımla şekillendirmek,oğlumu sever gibi sevmek. Kırda açan bir çiçeği koklar gibi koklamak. Tenimden yayılan ateş ile tutuşturmak,kuru otlar gibi alev alev çıtırdayarak. Ya da kora dönüşecek dayanaklı bir meşe gibi gürül gürül yanmak. Bana yer olmadığını biliyorum. Aklımdan geçenleri kabul edemeyecek kimse. Aklımı terbiye edip kontrol altına alamadığıma göre. Genetik şifresi hatalı bir ürün müyüm? Sapkın bir orta çağ köylüsü mü? Haremde cariye? Henüz gelmemiş çağların habercisi mi? Bana yer yok biliyorum. Belki iki bin sene önce doğmalıydım. Yada iki bin yıl sonra. En saf ve ilkel halini yaşayan, törel değer adını verdiği zincirleri insanların boğazlarına dolamamış çağların birinde yaşam bulmalıydım. Bu çağa ait değilim.Bu çağ içine almıyor beni. Böyle sevmeyecekler,kabul etmeyecekler.Gizlenmek zorundayım. Avcılardan kaçan, tüyleri ışıl ışıl bir kuş gibi. Karanlıkta uçmalıyım. Ökseye tutulduğumda kanımı akıtıp ruhumu adak diye sunacaklar toplum tanrılarına. Oysa sevdikleri bu halim esrik yanımın eseri.Özgür olamayacağım hiçbir yerde,hiçbir zaman…
 
 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

kurşun kalemle yazıyorum,silinip gitsin isterse.kalıcı olmaya çalışmak gülünç geliyor bana.ellerimizden akıp gidiyor yaşamlar,yaşadığımızı sanıyoruz bir müddet,oysa geriye kalan yalnızca yanılsama...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Uluer Aydoğdu
kahkaha
tehlikelioyunlar
Blogcu Yardım
sanategitimi
limon ekşi
erguvanlar
ticaretliseliyiz
neksi
yaziodasi
kenanyucel
frederichnietzsche
ajitasyonbaharlar
sonsuzruh
insancayasamak
perihanbaykal
systemfailed
tiananmenian
albatrosunguncesi
gladiox
vengisu
herseyzor
unutmadefteri
romankitapozetleri