31/3/2009 - doğum günüm üzerine çeşitlemeler
Yarın benim doğum günüm. Dünyaya ilk çığlığımı istemim dışı saldığım günün üzerinden çok uzun zaman geçti. Defalarca gördüm ağaçların yapraklarından soyunduğunu. Defalarca kuru dalları bezeyen, bembeyaz çiçeklerin narinliğine hayretle bakakaldım. İstemediğimiz bir yaşamın ortasında buluyoruz kendimizi. Belki tüm yaşantımız boyunca bunu hazmedememenin getirdiği kırgınlık / küslük durumu var yeryüzüne karşı. Sorulsaydı bana var olmak isteyip istemediğim yanıtım ne olurdu bunu bilmiyorum.Bazen iyi ki doğmuşum dedim.Çılgınca bir tutkuyla ve açlıkla sarıldım yaşama.Kimi zaman dibini bulamadan düştüğüm kuyularda delice geçti karanlık saatlerim.Neden doğdum dedim.Ne işim var bu dünyada.Bu dünyaya ya da bu çağa ait değilim dedim.Belki bu kente ait değildim.Sorunun kaynağını bulamadım bir türlü. Çocukluk; izlediğim ve belleğimde yer eden tatlı buruk bir film gibi.Bana ait değil sanki.Aynada yüzünü inceleyen ve büyüdüğü halini merak eden o kız çocuğu ben miydim emin değilim.Aynı kişi olmadığım kesin.O, geçmişte kaldı.Ben yeniden, başka biri olarak doğdum sanki.Büyümüş, masumiyetiyle birlikte düşlerini yitirmiş biri. Yaşamı katlanılır kılan tek şeyin beklenti ve umut olduğunu biliyorum artık. Artık ben her geçen günü son gibi yaşıyorum ve her gece son uykuma yatar gibi uyuyorum. Kendi adıma tüm ümitleri ve beklentileri hoyratça tüketmiş biriyim. Ve işte tam bu noktada uyku ve uyanıklık arasında, okumak ve okumamak arasında yazmakla yazmamak arasında hiçbir fark kalmıyor. Sesimin sönen cıvıltısı, gözlerimdeki ölü balık bakışları, uyuşukluk… Artık Oblomov’a hiç kızmıyorum. Selim intihar ettiği için, Hikmet o balkondan atladığı için, Turgut o trenlerde gittiği için suçlu değiller. Ne Slviya ne de Tezer yanlış yaptı. Ölümü tercih edenlerin yaşamı çok sevdiklerini, ama aslı sürüngenler gibi yaşamın yakasına yapışan bizlerin yaşam tiksintisi ve korku ile dolduğumuzu nerede okudum, kaç gün önce, bilmiyorum. Önemi de yok zaten. Ölümcül bir can sıkıntısının elinden kurtulmak ister, zaman zaman da çabalardım. Şimdi değişen ne peki? Artık can sıkıntıma alıştım. Canım sıkılmıyor. Sıkılmayacak kadar yorgun bir canım var. Uzun bir uykuya benziyor bütün günler. İçine kapanma dönemi mi bu. Uzun olmadı mı biraz? Belki bunda da bir hayır vardır değil mi? Zaten hepiniz beni en çok sustuğum da sevdiniz. Sustuğumda, pişirdiğinizi yediğimde. Git dediğinizde gittiğimde, gel dediğinizde koştuğumda sevdiniz. Sizin koşullarınızla oynadık oyunu daima. Kendi koşullarımla seven olmadı beni hiç. Koşullarımı merak eden, bilmek isteyende olmadı. Nasıl biri olduğumu merak etmediniz. İşinize geldiği gibi sevdiniz beni. Seçtiniz sevilesi yanlarımı size uygun bulduklarınızla sevip, uygun bulmadıklarınızı yok saydınız. Törpülene törpülene yok olan bir tırnak gibiyim şimdi. O kadar dardı ki dünyalarınız, ufuk sizin için sadece yerle göğün birleşimi gibi bir görüntüydü ve asla yanında bile yaklaşmak mümkün değildi. Siz onların sözlerine uydunuz hep.Sizden öncekilerin istediği gibi konuştunuz,onların istediği gibi seviştiniz,onların istediği gibi yaşadınız.Sizin beğenileriniz bile sürekli referansa gereksinim duyuyordu.Referanslar olmadan neyi beğenip neyi beğenmeyeceğinizi bilmeyecek kadar yavandınız.Başkaları istediği için ölüme bile giderdiniz,davalarınızı bile başkaları belirledi.Ömrünüzü birileri için adamaya hazırdınız.Birileri yolu açacak birileri açılan yoldan gidecekti.Ben daha önceden açılmış olan tüm yollarda bunaldım.Kimselerin umursamadığı cangıllarda kayboldum.Düştüm, dizlerim kanadı,avuçlarıma taşlar battı.Uçurumun kenarında sarhoş ilerliyorum.Düşüverecek olmanın getirdiği korkuya bile alıştım.Olacaksa olsun artık.Ölüm gelecekse gelsin.Duracaksa canım dursun.Gidecekse herkes gitsin. Doğum günü hediyesi istemiyorum, tebrikte. İyiki doğdun demesin kimse bana. Koşullar sunan ve ispatlar isteyen sevgilerini dilenmeyeceğim artık kimsenin. Artık ihtiyar yüreğimi geçmişi özleyerek ya da geleceği bekleyerek yormayacağım.Bugünü de umursamıyorum.Artık kocaman bir boşluk,artık hiçlik,artık yokluk.!
|